Anoreksia: Zayıf Olma Tutkusu

Anoreksia: Zayıf Olma Tutkusu

Zayıflık peşinde koşmak hem bedene hem de zihne bir bedel çıkarır. Günümüz araştırmaları gösteriyor ki, günümüzde sıradan bir eylem olarak kabul edilen ısrarcı şekilde perhiz yapmak; bedenin iştah kontrol sistemini ve hassas düzenleyici dengesini henüz belirgin bir kilo kaybı olmadan önce ciddi şekilde bozabiliyor.

Yeme bozukluğu, temelde vücut ağırlığı takıntısıdır. Vücudun şekli ile ilgili olumsuz düşünceler ve beraberinde getirdiği duyguların bozukluklarının olduğu bir durumdur. Yeme bozuklukları kişinin genel vücut sağlığını etkileyen hatta tedavi edilmese ölümle sonuçlanabilen bir bozukluklardır. 

Anoreksia Nervosa, Bulimia Nervosa ve başka türlü adlandırılamayan yeme bozuklukları olarak 3 ana guruba ayrılır. 

Anoreksia yemek yemeyi durdurma, Bulimia Nervosa aşırı yeme, BTAYB ise kusma olmadan aşırı yeme, yemeyi çiğneyip yutmadan çıkarma ve diğer normal olmayan yeme alışkanlıkları ile tanımlanır.

Anoreksia’da kişinin beden algısı bozulur ve kişi kendisini şişman olarak algılar. Bunun sonucunda beslenmeyi reddetme ve aşırı kilo kaybı ortaya çıkar. Anoreksialı kişi çok şişman olduğu düşüncesiyle abartılı biçimde rejim uygular. Ayrıca kendini kusturmanın yanı sıra abartılı gıda rejimi ile birlikte aşırı hareket, laksatif, diüretik ve iştah baskılayıcı ilaçlar da kullanır. Önceleri kişinin kontrol edebildiği iştah bir süre sonra gerçekten de yok olur ve zayıflama normal ölçüleri aşar. 

Bir kişiye Anoreksia tanısı koyabilmek için aşağıdaki şartların oluşması gerekir:

· Yaş ve boy uzunluğu için olağan sayılan bir vücut ağırlığına sahip olmayı kabul etmeme

· Kilo almaktan aşırı korkma

· Beden imgesini yanlış algılama, beden imgesinde bozukluk

· Mensturasyonların kesilmesi yani en az üç ardışık adet döngüsünün olmaması gibi belirtilerin gözlendiği durumun olması(DSM-IV 2005)

Anoreksianın oluşmasında bugün hiçbir nedenin tek başına sorumlu tutulamayacağı ve ele alınan her vakada birkaç kuvvetin bir araya geldiği konusunda neredeyse bütün dünyada fikir birliğine varılmıştır. Bunlar; biyolojik, psikolojik, sosyo-kültürel faktörlerdir.

Anoreksia toplumda daha çok genç kadınlarda görülmektedir. Başlangıç yaşı olarak özellikle ergenlik dönemi kritiktir.

Anoreksia’ya toplumun zayıflığa çok değer verdiği kesimlerde daha sık rastlarız. Toplumun dış görünüşe verdiği bu önem, ergenin bağımsız olma ve sosyalleşme çabası ile aileden koparak bireyselleşme süreçlerinde bedenleri ile aşırı ilgilenmelerine neden olur. Neredeyse kendilerini ifade etme alanı yalnızca dış görünüşleri olur. Ayrıca yapılan araştırmalarda ailede özellikle kontrol unsurunun çok baskın olması o aileden Anoreksik bir ergenin ya da gencin yetişmesine zemin hazırlamakta olduğu bulgulanmıştır. Kişi başka şeyi kontrol edemediği için kendi bedeninde bir şeyleri kontrol etme ihtiyacı duymakta ve bunu da yeme konusunda ciddi kısıtlamalar getirerek yapmaktadır. 

Anoreksia depresyonun ve kendine zarar verme davranışının da bir dışa vurumu olabilir. Ayrıca Anoreksikler mükemmeliyetçiliği de yatkındırlar. Bu kişilerde Anoreksia, başkalarının kendileri ile ilgili kararlarına karşı çıkabildikleri bir dirençtir. Anoreksiklerin büyürken özerkleşmeleri desteklenmemiştir. Bedenlerinin denetimini n kendilerinde olmadığına inanarak yaşamışlardır. Geçmişlerine baktığımızda ebeveynlerinin mutlu etmeye çalışan iyi ve uslu “kız çocukları” geçmişi gözlemlenir. Ergenlik döneminde bu davranış kalıbı olumsuzlaşır. Bu durumda uyum göstermekten vazgeçerek kendi kontrollerini ele alma çabasına girerler. Ancak bu kontrolü sağlıklı bir biçimde oluşturamadığı için kilosunu ve beslenmesini kontrole dönüştürür. Yaşamını kontrol etmek için kendisine bırakılan tek alanın bedeni olduğu inancındadır, üzerinde söz sahibi olabilecekleri tek alan olan kendi bedenleri ile her şeyi kontrol ettiklerine inanırlar.

Birçok araştırma anoreksianın temelinde yatan bilişsel süreçlere ve kognitif çarpıtmalara dikkat çekmektedir. Bunlardan bazıları şu şekildedir:

  • Seçici Soyutlama: Ayrıntılara dayanarak sonuç çıkarma, zıt delilleri görmezden gelme. Örn: Zayıf olursam özgür değerli olurum.
  • Aşırı Genelleme: Örneğin: Normal ağırlıktayken mutlu değildim biliyorum ki kilo vermek kendimi daha iyi hissetmemi sağlayacak.
  • Büyütme: Örneğin 2 kg aldım, bir daha şort giyemeyeceğim.
  • Ya hep ya hiç tarzı düşünme: Örneğin; Tam bir kontrol içinde olmazsam her şeyimi kaybedeceğim.
  • Batıl Düşünme: Bir parça şeker yersem anında midemde yağa dönüşür.

Hastalar yukarıda sayılan fonksiyonel olmayan düşüncelerin farkında değillerdir.

  • Anoreksialı hastalar fiziksel olarak erimiş görünür. Üzerine bol gelen, beden hatlarını gizleyecek giysiler seçerler
  • Saçları çoğu zaman seyrelmiş ve cansız görünür.
  • Cilt sıklıkla kuru ve çatlaktır.
  • Kırılgan tırnaklar, vücutta artan kıllanma ve sürekli üşüme diğer fiziksel özelliklerdir.


Anoreksia kendi kendine ortadan kalkmaz ya da iyileşmez. Tedavisi oldukça zordur. Bunun nedeni; hastaların hasta olduklarını kabul etmemeleridir. Genelde hastaneye yakınları tarafından kendi istekleri dışında getirilirler. Ağır kilo kaybı olan anoreksiklerin mutlaka hastanede çoklu uzman gözetiminde (psikiyatr, psikolog, dahiliye uzmanı, kadınlarda jinekolog, diyetisyen) tedavi görmeleri gerekir.

Anoreksia hastaları tedavinin belirli bir aşamasında hastaneden çıktıklarında yeme bozukluklarının dışında kalan çevresel faktörlerin (iş, okul, aile) tümüyle birden baş edemeyip gerileyebilirler. Bu nedenle Anoreksia hastalarının hastaneden çıktıktan sonra da tedavilerine ve aldıkları psikoterapiye devam etmeleri çok önemlidir.