Kullandığımız Psikolojik Danışmanlık ve Terapi Yöntemleri

Kullandığımız Psikolojik Danışmanlık ve Terapi Yöntemleri

Danışanlarımız, başvuru sebepleri doğrultusunda ilgili uzmanımıza yönlendirilmektedirler. Uzmanlarımız farklı terapi ekolleri doğrultusunda çalışmakta ve sahip oldukları yetkinlikleri, danışanların ihtiyaçlarına göre kullanmaktadırlar. Seanslarımız 50 dakika sürmektedir.  Bir terapi sürecinin ne kadar süreceği ya da terapistiniz ile ne sıklıkla görüşeceğiniz, size destek sağlayacak terapistinizin çalışma yöntemi, danışan ve başvuru sebebi kapsamında farklılaşmaktadır. Süre, yapı ve yanıtlanmasını istediğiniz sorularınızı uzmanınız ile görüşebilirsiniz.

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), duyguları olumlu yönde etkilemeye ve düşünceleri değiştirmeye dayalı yapılandırılmış ve kısa süreli bir psikoterapi modelidir. Danışanın, terapiste başvurduğu dönemdeki sorunlarından yola çıkar, ancak temelde, kişinin geçmişte bir olay ya da yaşanan bir süreç nedeniyle geliştirdiği mantıksız düşünce, uyum sağlamayan duygu ve davranışlarını değiştirmesini hedefler. 

Şema terapi değiştirilmesi zor, çocukluk ve ergenlik döneminde belirgin kökenleri bulunan psikolojik rahatsızlıkların, açıklanması ve tedavisine ilişkin kuramsal ve uygulamaya yönelik bir psikoterapi modelidir.  Şema terapi bütüncül bir terapi modelidir. Bu bütüncül model içerisinde bilişsel-davranışçı, psikodinamik, geştalt ve bağlanma modelleri yer alır.  Yani şema terapi, bireyi ve sorunlarını anlama ve bu sorunlara çözüm üretme sürecinde geniş bir bakış açısı ile yol alır.

Geştalt yaklaşımı, hem bir yaşam felsefesi, hem de bir psikoterapi ekolüdür. Geştalt terapi yaklaşımının nihai amacının, kişinin büyüme ve gelişmesini engellemeden, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen ve çevresiyle uyumlu ilişkiler içinde olan insanlar yaratmak olduğu söylenebilir.  Geştalt yaklaşımı, herkesin doğuştan var olan potansiyellerini açığa çıkarabilme dürtüsüne sahip olduğu görüşünü benimser. Bireylerin, “aslında olmadıkları” birinin özelliklerine sahip olmalarını değil; aksine, daha çok kendi özelliklerini ve potansiyellerini fark edip bunlara sahip çıkabilmelerini ve “kendilerini gerçekleştirmelerini” amaçlar. Yani, Geştalt yaklaşımı kişinin, yargılamadan, suçlamadan, utanmadan, korkmadan ve endişelenmeden kendisiyle ve çevresiyle bütünleşebilmesine ve olduğu gibi var olmasına katkıda bulunmayı hedefleyen bir yaklaşımdır.

Geştalt terapisinin kişisel amacı ise hem danışanın şikayet ve ihtiyaçlarına hem de terapistin görüşlerine göre belirlenir. Herhangi bir belirtinin giderilmesi de kişinin kendini gerçekleştirmesi de terapi uygulamalarının kişisel amacı olabilir. Geştalt sadece psikolojik sorunlar yaşayan kişilere değil, kendini tanımak ve geliştirmek isteyen herkese uygulanabilir.


EMDR Türkçe, açılımıyla Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme, güçlü bir psikoterapi yaklaşımıdır. Bugüne kadar her yaştan yaklaşık 2 milyon kişinin farklı tiplerde psikolojik rahatsızlıklarının başarıyla tedavi edilmesini sağlamıştır. EMDR’ye göre rahatsızlıkların, olumsuz duygu, düşünce, davranış ve kişilik özelliklerinin arkasında uyum bozucu, işlev bozucu, işlenmeden ve izole bir şekilde depolanmış bu tür anılar yatar. Kişinin kendisi ile ilgili olumsuz inançları (örn: Ben aptalım), olumsuz duygusal tepkileri (başaramamaktan korkma) ve olumsuz somatik tepkileri (sınavdan önceki gece karın ağrısı) problemin kendisi değil, semptomları, bugünkü dışavurumlarıdır. Bu olumsuz inanç ve duygulara yol açan işlenmemiş anılar şimdiki zamandaki olaylar tarafından tetiklenmektedir. Doğal afetler, büyük kazalar, kayıplar, savaş, taciz, şiddet gibi önemli travmaların yanı sıra, başta çocukluk çağı olmak üzere her yaşta yaşanan ve etkisi travmatik olan her tür yaşantı; günlük hayatta aile, okul, iş çevresinde yaşanan olumsuz olaylar, şiddete maruz kalmalar, aşağılanmalar, reddedilmeler, ihmal ve başarısızlıklar işlenememiş anılar arasında yer alabilirler.

EMDR, bu tür izole anıların işlenmesini sağlayan fizyolojik temelli bir terapidir. Beynin zamanında yapamadığı işlemi yapmasını sağlar. Kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması mümkün olur. Danışan artık rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir perspektiften görür. 


Grup terapisinde belirli sayıda kişi bir ya da iki terapistin rehberliğinde kendilerine ve diğerlerine yardımcı olmak amacıyla bir araya gelirler. Kişileri bir araya getiren sebep ortak psikolojik sorunlar olabileceği gibi, ortak yaşam özellikleri de olabilir. Ortak meslek alanları ya da fiziksel rahatsızlıklar gibi konular da grup terapisinin konusu olabilir.

Grup terapisinde bireysel terapiden farklı olarak sadece terapist ve danışan arasında değil, danışanlar arasında da etkileşimler olur, Bu da iyileşmeyi ve hedefe yönelmeyi kolaylaştırır. Bireysel terapide ortaya çıkmayan sorunlar bu şekilde fark edilebilir. Üyelerinin değişebilmesi veya yeni üyelerin katılabilmesi grubun açık bir grup olduğunu gösterir, aynı zamanda üyelerin sabit olduğu ve değişmediği kapalı gruplar da vardır. Gruplarda üye sayısı değişebilmekle birlikte; en az 4-5 en fazla 13-14 üye bulunur. Üye sayısı yetersiz olduğunda gerekli etkileşimlerin oluşması mümkün olmayabilir ya da normalden fazla üye bulunduğunda zaman paylaşımı kısıtlı olabilir. Bunun için grup terapileri ideal üye sayısı ile gerçekleşmektedir. Bireysel terapilerde olduğu gibi grup terapilerinde de düzenli, periyodik seanslar düzenlenir. 


Çift terapisinin konusu; evli olan ya da olmayan çiftlerin ilişki sorunlarının anlaşılması ve çözümlenmesidir. Terapide çifti bir arada tutan ve ayıran etkenler, dış kaynakların etkileri, çatışma noktaları ve her bireyin kişilik özellikleri, birbirlerinden ve evlilikten/ilişkiden beklentileri göz önünde bulundurularak ilişki problemlerine çözüm bulunmaya çalışılır.

Çiftler terapiye genellikle çatışmaları sebebi ile başvururlar. Bu çatışmaların görünen yüzünde belirgin bir konu olabilir. Ancak çatışmaların ardındaki sürdürücü faktör her çiftin kendi ilişki kurma biçimi, evlilik ve ilişki ile ilgili mitleridir. Terapide amaç bunları ortaya çıkarmak ve kısır döngüleri çözümlemektir.


Psikiyatrik rahatsızlıklar, duygu, düşünce ve davranışlarda olumsuz değişikliklerle seyreden, bireyin işlevsellik düzeyini etkileyen tablolardır. Yaşamsal ve duygusal sorunlarınızı çözmede problem yaşadığınızda ya da sıkıntılarınızla baş etmede zorluk yaşadığınızda, bu sıkıntı ve problemlerin, depresyon, uyum bozukluğu, kişilik bozuklukları, akut stres bozukluğu, post travmatik stres bozukluğu, panik bozukluk ve diğer endişe bozuklukları gibi psikiyatrik sorunlardan kaynaklanabileceği düşünülmelidir.

Aynı zamanda bireyin kişiliğindeki savunma özellikleri ile baş etmeye çalıştığı bazı yaşam olayları ve yaşamsal stresler de bu bozukluklara yol açabilir. Bu nedenle, danışan bir sorununun çözümü için başvurduğunda yapılan psikiyatrik değerlendirme ile tanısı belirlenmeli, bu tanıya göre tedavi stratejisi düzenlenmelidir. Tedavi stratejileri belirlenirken, kişinin öncelikli olarak psikoterapi desteğine mi yoksa medikal tedaviye mi ihtiyacı olduğu, ya da her ikisinin de eş zamanlı olarak uygulanması ile ilgili gerekli süreçler belirlenir. Bunun yanı sıra evlilik sorunları, ilişki sorunları, yas süreci vb. gibi psikiyatrik tanı kategorisine girmeyen ancak kişinin işlevsel durumunda belirgin derecede azalmaya yol açan durumlar da sıklıkla görülmektedir. Bu gibi durumlarda da psikoterapi desteği gerekmektedir.